Sayfalar

30 Mayıs 2013 Perşembe

Kadınım Sadece


Ne yapabilirim ki ben? Kadınım sonuçta… Gülerim, ağlarım, konuşurum, üzülürüm… Severim… Delicesine severim. Dipsiz bir kuyu olur bazen bu sevgi, bazen de hayat amacım yapıveririm onu. Öyle ki tanrıça yapmışlardır beni yeri gelmiş, kraliçe, şifacı, sevgili yapmışlardır sıcaklığımı isteyerek. Fakat hepsinden önce anne demişlerdir bana… Bu dört harfin içine binlerce, on binlerce duygu sığdırmışımdır. Tarihin başından beri aynı kalmışımdır bu kelimeyle, eşsiz, umut dolu.



Hani “anne” derler ya bana, belki anlatabilirim nedenini. Hiç tanımadığım bir varlığa bağlanırım düşüncesiyle. Bilirim ki daha parmakları bile olmayan bu küçük için canımı feda edeceğim. En garibi de daha başındayken düşündüğüm şeyleri en sonunda da düşüneceğimi bilmektir. Çünkü bir yerlerde, bir şekilde onunla zaman durmuştur benim için, kürenin dışında varsın aksın.

Farklı bir ışıltıyla parlar gözlerim ona bakarken… O anlarda dikkatli inceleyin beni çünkü her an yakalayabileceksinizdir o ışığı. Belki anlatır, kelimelere dökemediğim bu sıkıştırılmış duyguların bir kırıntısını.  Sevinç, heyecan, mutluluk, merak, telaş, gurur, korku, yalnızlık ve hepsinden öte birliktelik, senden, yüreğinden ve ruhundan bir parça… Korkmayın patlamam, sevginin dipsiz bir kuyuya benzetildiği bu yürek kim bilir hangi duyguları taşıyacaktır daha. Parçalanarak ama kaybolmadan, yanarak ama yıkılmadan, yok olmadan… Damla damla akıtarak gözyaşlarını en derinine kimseye anlatmadan… Deli olarak, ne olup bittiğini umursamadan, saçının bir teline… Severek, hiçbir ressamın renkleriyle oluşturamayacağı bir güzellikte…  İşte deliliği burada başlar sevginin; canım kadar, canımdan öte…

“Yâr” derler bana, “sevgili” derler. Öyle bir aşk olurum ki efsanelerle kazılır yüreklere, romanlara yazılır, ezgilere dizilir, dillere düşer… Dünyalar da yıkılır benim için, dünyalar da kurulur… Ferhat oldular, Mecnun oldular, Romeo oldular… Ben ne mi oldum? Duruyordum sanırım ben, onlar da aşkın deliliğine düştüler. Sormalarına gerek yoktu değil mi, sonuçta bizden daha çok sevdiler?

Uzaktan dilsiz benim sevgim; haykırır, kahkahalarla güler, çığlıklar atar, böğürerek ağlar ama sessizdir. Sanki hiç acısı yokmuş gibi görünebilir dışarıdan ama ucu keskin bir bıçakla oyar yüreğimi. Delik deşik olurum ama kanarken bile umuttur içindeki. Belki bir bakış yakalarım, bir güzel söz duyarım diye. Yaklaşılırsa bir sıcaklık vardır onda, hissedilir. Ve o sıcaklık sararsa o noktada aşk olur adı. Polar bir battaniye gibi o buz gibi kış günlerinde omuzlarıma attığım, kokusuna gülümsediğim ellerimi yakan kahve gibi… Yani üşümeyeceğini bilmek bundan sonra…

Şekilsizdir sevgim, öyle ki her şekle girebilir bu yüzden. Her kalıba uyabilir, küçük bir odayı doldurduğu gibi şu kocaman dünyayı aşabilir. Kendisiyle birlikte her şekle sokar beni de. Fedakâr ve bir o kadar bencilce… Kendimi düşünmeden her şeyi yapabilirim işte bu; sevgimin bencilliğidir tamamen. Çok şey istiyormuş gibi görünsem de bazen bir çift söze iniverir kalkanlarım. Ah evet, bazen de çok şey isterim hak ettiğimi düşünerek.

Abla, kardeş, teyze, evlat derler bana ve birçok şey. Sevmelerini beklerim. Ben bu kadar seviyorken, sevmeye hazırken hissettirmelerini isterim sevgilerini. Öylesine pembedir benim dünyam, sevgiden oluşur. Çünkü doğam budur benim. Sevgiyle başlar ya sevgiyle bitmesini beklerim. İnanırım ki benim gibi sevecekler beni… Değil mi?

“İstiyorum.” “Biliyorum.” “Seviyorum.” Susturuldum. İçimde kaldı söylemek istediklerim. İstemediler söylememi. Sormayın nedenini, bilmiyorum. Sevgiyi istemediler sanırım... Neden ki? Üzmek daha kolay gelmiş olmalı, mutlu etmekten. Ben de duygularımı içime yerleştirdim yavaşça; üzüntümü, korkumu, yanlışımı, doğrumu, isyanımı… Ve kapıyı kapattılar, üstüne de asma kilit vurdular. Bir sessizlik çöktü üstüme. Duvar gibi görünmez olmayı öğrendim. Bilmemeyi öğrendim. Bilsem de susmayı… Zaten bilmemem için geriye koydular beni, başımı eğdiler, yüzümü örttüler…

Ne zaman isyanımı bastırmayı başaramasam bu ağır sessizliğe karşı, bir tokat patladı suratımda, bir tekme indi karnıma. Güçlüysem bile güçsüzleştim. Susmayı sevmesem de susmam gerektiğini öğrendim. Eğer susmazsam ve ararsam asıl benliğimi…

Acı geldi, ölüm geldi… Karanlık geldi; maddi, manevi…

Yalnızlık geldi.

Gözler döndü üzerime sanki suçlu benmişim gibi. Suçsuzluğumu da unuttum.

Söyledim ya bilmem nedendir bu baskı. Korktular mı acaba? Öylesine mi korkuttu bu delicesine sevgi?

Bizi koruyacaklardı ama kendilerinden korumaları gerektiğini unuttular.

Ve tüm bunlara rağmen yaşamayı denedim. Sevmeyi denedim ve başarmışsam sevmeyi, şaştım kendime.

Ne kadar çok duygu ne kadar çok ifade… Hâlbuki bu kadar güçlü görünürken bir o kadar da güçsüz olması, ironi…  Heyecan dolu, korkak bir kelebek gibi çırpınır sürekli. Kırılgandır… Sevgidir bu işte. Kadındır.

Bazen yok edilinceye kadardır, bazen bir ömür boyu…

Çok konuştuğuma şaşmayın ve bu kadar anlattığıma. O kadar çok duygu vardır ki içimde konuşmaya iter beni. Eğer anlatamazsam derdimi, gösteremezsem sevgimi, birikir içimde duvarları yıkmaya hazır sel gibi. Ya yıkılacaktır o duvarlar ya da boğacaktır beni içinde.

Bir güne sığmaz benim duygularım ama sığdırmaya çalıştılar işte, böyle anlaşılır belki diye. Ama sessizlik öyle büyük ki bir saati bile kurtaramadılar onun içinden, bir yerlerde yine karanlığa karıştım.  Hâlbuki her gün bir saat anlamaya çalışsalar güneş doğacaktı kim bilir. Anlaşılması gereken de birkaç kelimeydi.

Kadınım ben.

İnsanım…

8 Mart 2013

Ezgi BAĞCI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder